İhtilafın Sebepleri-Çoğunluk Gücünün Kötüye Kullanılması
Şirketlerin faaliyetlerini verimli bir şekilde devam ettirmesinde sadece pay sahiplerinin değil, çalışanların, alacaklıların, müşterilerin, tüketicilerin, devletin (vergi, SGK primleri) kısaca tüm toplumun menfaati vardır. Pay sahipleri arasında ihtilaf çıktığında da bütün bu menfaat sahipleri zarar görür.
Anonim şirketlerde “çoğunluk ilkesi” geçerli olduğu için çoğunluk pay sahipleri, azınlığın oyuna ihtiyaç duymadan -bir iki istisna dışında- her türlü kararı alabilir. Kural olarak, kararlar toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile alınır. Yani payların yüzde 50’sinden bir fazlasına sahip olan pay sahibi ya da sahipleri azınlığa baskı oluşturacak kararları alabilmektedir.
Çoğunluk, genel kurul toplantısında, yönetim kurulu üyelerinin tamamını seçerek azınlığı yönetim kurulundan dışlayabilir; yönetim kurulu üyelerine yüksek tutarlı huzur hakkı tanıyarak şirket kaynaklarından daha fazla yararlanabilir; kârın dağıtılmaması yönünde karar alarak azınlığın şirketten malî yönden yararlanmasına mâni olabilir; sermayenin artırılması kararı almak suretiyle de azınlığın pay oranını düşürebilir.
Çoğunluk tarafından seçilen yönetim kurulu da genellikle çoğunluğun istek ve iradesi doğrultusunda hareket etmektedir.
Genel kurul ve yönetim kurulundaki bu karar alma gücü sayesinde şirketi kontrol eden (hâkimiyeti altında tutan) çoğunluğun, bu gücünü kötüye kullandığına, azınlığı dışladığına, azınlığı şirket imkânlarından mahrum ettiğine sıkça şahit oluyoruz. Kötüye kullanma hallerinden bazıları şunlardır:
Çoğunluğun, kişisel harcamalarını şirket üzerinden gerçekleştirmesi (kredi kartı, seyahat harcamaları, araç tahsisi vs.),
Şirket işleri hakkında azınlığa bilgi verilmemesi, azınlığın belirsizlik içinde bırakılması, şirket binasına ve ofislerine girişlerine izin verilmemesi,
Kayıt dışı gelir oluşturmak suretiyle bu gelirlerin şirkete borç olarak getirilmesi ve şirketten alacaklı hale gelinmesi ya da şahsî malvarlığının artırılması,
Kendilerinin ya da yakınlarının şirkette çalıştırılması, çalışmayan bazı yakınların sigorta primlerinin ödenmesi buna karşılık azınlığın şirkette çalışmaktan mahrum edilmesi,
Sadece kendilerinin ortak olduğu ikinci bir şirket kurmak suretiyle, iş fırsatlarının, çalışanların mesaisinin, şirket imkânlarının, araçlarının, markasının, iş bitirmesinin, itibarının, müşteri ve fiyat bilgilerinin bu ikinci şirket için kullanılması,
Çoğunluğun bağlı olduğu bir şirketler topluluğu mevcut olduğunda, diğer grup şirketleri lehine tasarruflarda bulunulması (borç verilmesi, teminat sağlanması, masraf adı altında ödemelerde bulunulması vs.).
Bazen de çoğunluk gücü kötüye kullanılmasa dahi farklı bakış açıkları, fikir ayrılıkları, kötü yönetim, hatalı yatırım kararları gibi olgular da azınlık-çoğunluk ihtilafına yol açabilir. Görüş ayrılıkları zamanla derinleşmekte ve ortakların birbirinden uzaklaşmasına yol açmakta, hasmâne tutumlara evrilmektedir.
Çoğunluk sürekli yatırım yapmak, malvarlığını artırmak isterken azınlık kazanılan paranın ortaklara dağıtılmasını ister. Karakter farklılıkları, kişisel istek ve arzular da ilişkilerde önemli rol oynar. Aileye (ortaklığa) yeni katılan üyeler, gelinler, damatlar da farklı bakış açıları ile statükoyu sarsabilmektedir. Bu durum, her zaman kötü bir şey değildir. Vefat ve boşanmalara bağlı olarak şirket ortaklık yapısı değişebilir ve bu da bazı dinamikleri harekete geçirerek gruplaşmalara ve nihayetinde ihtilafa dönüşebilir. Aile üyeleri (ortaklar) arasındaki küslükleri, sıkıntıları, ailenin kıdemli üyeleri ile yeni nesil arasındaki görüş ve bakış açısı farklılığını da bu kapsamda zikretmek gerekir.
Ortaklar arasındaki gerilim artıp çekilmez hale gelmeye başladığında azınlık, şirketteki payını çoğunluğa satarak kendine yeni bir yol çizmek istese de taraflar payın değeri üzerinde anlaşamamaktadır. Azınlığın beklentisi ile çoğunluğun biçtiği değer arasında kayda değer bir fark olabilmektedir; bir tarafın sembolik gördüğünü diğer taraf astronomik bulmaktadır. Taraflar bedelde mutabık olamayınca azınlık paylarını satın alacak -şirket dışından- bir alıcı bulmak neredeyse imkânsızdır. Alıcı bulunsa bile çoğunluğun seçtiği yönetim kurulu, alıcıyı pay defterine kaydetmeyebilir. Aslında bu olgu da göstermektedir ki, bir anonim şirketteki -kontrol gücü bulunmayan- azınlık payının değeri, o payın toplam değere oranı kadar değildir.
Dava ve Talep Hakları
Azınlık ve çoğunluk arasında ortaya çıkan huzursuzluk uzlaşmaya bağlanamazsa azınlık çeşitli davalar açar, şikâyet haklarını kullanır. Azınlık tarafından açılan davalardan ve başvurulan yollardan bazıları şunlardır:
- Genel kurulun toplantıya çağrılması talebi,
- Genel kurul kararlarının iptali davası,
- Bilanço görüşmelerinin ertelenmesi talebi,
- Bilgi alma talebi ve davası,
- Özel denetçi tayini,
- Sorumluluk davası,
- Kâr payının dağıtılmasına ilişkin dava,
- Haklı sebeple şirketin feshi davası,
- Şirkete kayyım (denetim ya da yönetim-temsil) atanması talebi,
- Maliyeye şikâyet,
- Savcılığa şikâyet,
- Konunun kamuoyu (ticarî muhataplar, bankalar, müşteriler, çalışanlar) ile paylaşılması.
Azınlık-Çoğunluk İhtilafının Yol Açtığı Zararlar
Azınlık ile çoğunluk arasında ortaya çıkan ihtilaf tüm menfaat sahiplerine zarar verir. İhtilaf, para ve vakit kaybına sebep olur. Yönetici ve çalışanlar, bu huzursuz ortamdan kurtulmanın yollarını ararken bankalar yeni kredi vermemenin yanında mevcut alacaklarını tahsil etme çabası içine girer. Ümitsizlik, yorgunluk, bitkinlik şirketi esir alabilir. Ortaklar, şirket işlerine odaklanmak yerine kavgada öne geçmenin hesaplarını yaparken kaynaklarını bu mücadeleye tahsis ederler. Şirketin gelirleri azalırken kredibilitesi olumsuz etkilenir, itibar kaybına bağlı olarak maliyetler artar. Ortaklar, parasal bir durumla karşı karşıya olmanın ötesinde çeşitli savcılık süreçleri ve ceza riski ile karşı karşıya kalır. Şahsî itiş-kakışlar, kavgalar, hakaretler yargıya taşınır. Küslükler, manevî ıstıraplara sebep olur, akrabalık ilişkileri zayıflar, aile büyükleri ve küçükleri de bunlardan olumsuz etkilenir.
Bu sebeplere bağlı olarak ortaklar arasında ihtilaf çıkmasını önleyici çalışmaların en baştan yapılması, kurumsallaşma sürecinin işletilmesi böylece operasyonel olarak bir yapılandırma sürecinden geçilmesi elzemdir.
Aile Anayasası – Hissedarlar (Paysahipleri) Sözleşmesi
Ortaklar arasında sağlıklı bir ilişkinin tesisi, suiistimale açık olmayan bir düzenin kurulması, ileride ihtilafa sebep olması muhtemel hususların tespit edilerek gerekli hazırlıkların yapılması, aile üyelerinin (ortakların) beklentilerinin tespit edilerek yönetilmesi, farklı yaklaşımlara saygı duyulacak bir ortamın oluşturulması, şirket esas sözleşmesinin, çoğunluk gücünün kötüye kullanılmasına müsaade etmeyecek şekilde düzenlenmesi, azınlığın macera sayılabilecek girişimlerini engelleyici hukukî düzenlemelerin yapılması, pay sahipleri arasında hissedarlar sözleşmesi ya da aile anayasası ismiyle sözleşmelerin hazırlanıp imzalanması, ihtilaf halinde kriz yönetiminde dikkat edilecek hususların tespit edilmesi, müzakere sürecine şans tanıyacak bir düzenin kurulması son derece mühim ve gereklidir.
Aile anayasası ya da pay sahipleri sözleşmesinde yer alacak hükümlerden bazıları, ileride ihtilafın çıkmasını engelleyici ya da ihtilaf çıktığında çözüm getirici hükümlerdir. Bu hükümlerin, -6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümlerinde izin verildiği ölçüde- anonim şirket (veya limited şirket) esas sözleşmesine işlenmesi de şarttır. Tarafları (paysahipleri) bağlayıcı nitelikteki borçlar hukuku hükümlerine, manevî yönden etkili olabilecek kültürel ve psikolojik hükümlere ve kurumsallaşmaya ilişkin düzenlemelere de yer verilmelidir.
Aile anayasası ya da pay sahipleri sözleşmesinde yer verilebilecek hükümleri şu şekilde sıralayabiliriz:
Genel kurulda ağırlaştırılmış yetersayı düzenlemesi,
Yönetim kurulu üyeliğine aday gösterme imtiyazı,
Yönetim kurulu kararlarına ilişkin ağırlaştırılmış yetersayı öngörülmesi,
Kârın belli bir kısmının dağıtılması hükmü,
Kilitlenme halleri için önceden çözüm yöntemi öngörülmesi (çıkış hükümleri), alım ve satım hakları, birlikte satma hakkı-mecburiyeti hükmü konulması,
Değerleme yöntemleri,
Rekabet Etme Yasağı,
Cezaî şart,
Uyuşmazlıkların alternatif çözümü (tahkim),
Aile ilkelerinin, ailenin değerlerinin/kültürünün yazılı hale getirilmesi,
Tarihçenin yazılması, kurumsal kimlik çalışmasının yapılması,
Ürünlere/hizmetlere ve hikâyelerine yer verilmesi,
Yeni neslin yetiştirilme esasları,
Halefiyet şartlarının belirlenmesi,
Aile üyelerinin şirket yönetim kurulunda bizzat yer alıp almayacağı, şirket çalışanı olup olmayacağı meselesi, yer alacaklarsa bunun şartları,
Aile üyelerinin ihtiyaçlarının karşılanması,
Aile toplantıları, aile meclisinin/konseyinin kurulması,
Aile sorunlarının aile dışında, değişik meclislerde, medyada tartışılmasının yasaklanması, aile sözcüsü konumunun tesis edilmesi,
Aile şirketinin sosyal sorumluluklarının belirlenmesi, vakıf kurulması,
Kilitlenme halinde operasyonların devamını sağlayacak hükümlerin konulması.
Esas sözleşmeye konulacak ağırlaştırılmış yetersayı hükümleri sayesinde -ortaklık ilişkisi içinde birbirine bağlı olan- pay sahiplerini, hukuken de iyice birbirine bağlamış oluyoruz. Bu ise “kilitlenme” haline sebep olabilir. Genel kurul toplantısında kararlar alınamayabilir, yönetim kurulu üyeleri seçilemeyebilir ve şirket organsız kalabilir. Belirtmeliyim ki, bu durum (kilitlenme), azınlık-çoğunluk ihtilafına nazaran ehveni şerdir. Kilitlenme sonucunda şirketin resmî olarak tasfiye edilmesi bütün ortakların para ve varlık kaybına yol açacağından ortaklar bakımından aklı selim galip gelmekte ve bu aşamada uzlaşma yoluyla ihtilaf çözülmektedir. Kilitlenme döneminde şirketin yönetim kurulunun seçilememesi hali için de zaten baştan iç yönerge düzenlenerek gerekli yönetici ve temsilciler de seçileceği için şirket, operasyonel olarak zarar görmeyecek, gelir sağalmaya devam edecektir.
Aile Anayasası ya da Paysahipleri Sözleşmesi Bulunmayan Şirketlerde İhtilaf Çıktığında Durum
Aile anayasası ya da pay sahipleri sözleşmesi bulunmayan şirketlerde İhtilaf çıktığında da uzlaşma yaklaşımı devam ettirilmeli, ihtilaf, bir kriz yönetimi olarak ele alınıp gerekli özen gösterilerek yönetilmeli, şirket ihtilafa kurban edilmemeli, malî paylaşımlar sağlanmakla beraber şirketin bir şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmalıdır.
Bu tür durumlarda en iyi çözüm yolu, azınlığın payını çoğunluğa satarak şirketten ayrılmasıdır. Taraflar en baştan anlaşıp sorunu çözemezse dava ve şikâyetlere hazır olmaları gerekir.
Dava süreci gerek azınlık gerek çoğunluk için sanıldığından daha yorucu, meşgul edici ve yıpratıcı olabilir. Çok sayıdaki dava, farklı mahkemelerce görüleceğinden ihtilaf bir bütün olarak tek bir mahkeme tarafından ele alınmayacaktır. Grup içinde birden fazla şirket de varsa onlarca dava açılacak demektir. Her bir davada bilirkişi raporu alınması, ara kararlar, itirazlar, duruşmalar vs. karar vermeyi ve toplantı yapmayı gerektiren çok fazla konu ve aşama olacaktır. Süreç aynı zamanda masraflıdır. Sürecin her aşamasında bir şekilde uzlaşma yolu aranmalıdır ve teklif edilecek bedel belirlenirken bu hususlar da göz önünde bulundurulmalıdır. Gerekirse fedakârlık yapılmalı, hatta taviz verilmeli ve süreç bizzat ihtilafın taraflarınca sonlandırılmalıdır. Tarafların çözemediği ihtilafı, mahkemelerin, avukatların, danışmanların, bilirkişilerin çözmesi daha zordur.
Davalar açılmaya başlandığında dahi bir noktada uzlaşılacağı tasavvuruyla hareket etmekte fayda vardır. O nedenle hemen ceza sürecine gidilmemeli, savcılık şikâyetleri yapılmamalı, kamuoyu sert bir şekilde harekete geçirilmemeli, karşılıklı hakaretlerden, kavgalardan kaçınılmalı, daima bir gün uzlaşma olacağı (yüz yüze bakılacağı) idrak ve niyetiyle hareket edip karşı tarafı çok fazla ızrar etmemelidir.
Karşı tarafı cezalandırmak gibi bir niyette olmamalı, duygusal tepkilerden kaçınılmalıdır. Örneğin çoğunluk tarafından azınlığa tahsis edilen kaynaklar kesilmemeli, şirkete kayıtlı telefonlar kilitlenmemeli, tahsis edilen bilgisayar ya da araç geri çağrılmamalıdır.
Azınlık-çoğunluk ihtilafının dava aşamasına geçildiğinde taraflar bazen maalesef kendilerini bir “kaybet-kaybet” durumunda bulmaktadır. “Kazan-kazan” durumu oluşturma imkânı varken “kaybet-kaybet” durumuna mahkûm olmak çok üzücüdür. Bu durumda hem taraflar hem de şirket kaybeder. Şirketin değeri de azalır.
Azınlık-çoğunluk ihtilafında genellikle çözüm, azınlığın payını, çoğunluğa satarak şirketten ayrılmasıdır. Dava yolunda dahi nihaî çözüm, davacının çıkarılması ve payının değerinin kendisine ödenmesine karar verilmesidir (haklı sebeple fesih). Haklı sebeple fesih davasında, mahkemece tayin edilen bilirkişiler şirketin ve dolaysıyla azınlık payın değerini belirlerken, gelire (kârlılığa) dayalı bir değerleme yöntemi uygulamamakta, salt bilançodaki aktif ve pasifte bulunan varlık ve borçlara dayalı değeri tespit etmektedir. O nedenle, değerli taşınmazı olmayan fakat elde ettiği ya da elde edeceği gelir yüksek olan şirketlerde payın değeri düşük çıkmaktadır. Tarafların, en baştan taleplerini somutlaştırması, müzakere sürecini hızlandıracaktır.
Azınlığa payı için ödenecek bedel tespit edilirken her iki tarafın da aklı selimle hareket etmesi, uzun sürecek ihtilaf (dava) döneminin getireceği olumsuzlukların iyi hesaplanması, kişisel ve duygusal tepkilerin bir tarafa bırakılması elzemdir. Unutulmamalıdır ki, bir ihtilafı, en iyi, o ihtilafın tarafları çözebilir. Ancak bu da fedakârlık ve hatta taviz verilmesini gerektirir.




